Dr. Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER
Modern Dünyanın Sapkınlıklarına Karşı Allah(cc)ün İpine Sarılalım: “Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” (Maide Suresi, 51)
50 yıl önce ülkemizin semalarından gökyüzüne bir işaret fişeği fırlatılmış ve uğultusu bütün dünyaya kademe kademe yayılmıştı. Neydi bu işaret fişeğindeki mesajlar: Prof Dr. Necmettin ERBAKAN Hocam Büyük Milet Meclisinde haykırdı;
Ey İslam Ümmeti, Mevcut BM’ye karşı İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı kurulmalıdır!
Biran evvel İslam ülkeleri arasında İslam Ortak Pazarı kurulmalıdır!
İslam ülkeleri, aralarındaki alışverişlerde, İslam Dinarı para birimini tedavüle sokmalıdır!
NATO’ya karşı; Müslüman Ülkeler Savunma İşbirliği Teşkilatı kurulmalıdır!
UNESCO’ya karşı; Müslüman Ülkeler Kültür İşbirliği Teşkilatı kurulmalıdır!
Uzun bir zaman bu hikmetli çağırışlara kulaklarımızı kapattık ve şüphesiz ki İslam ümmeti olarak, batılı güçlerin yoğun algılama telkinleri altında, kendi yaşam sistemimizi kötüledik. Onların envaı türlü telkin ve algılama propagandalarına teslim olarak yaşam sistemlerini iliklerimize kadar benimsedik ve büyük hatalar yaptık. Yeme içmelerimiz başta olmak üzere günlük bütün yaşam sistemimiz içimizde ve dışımızda bu güçler tarafından yürütülür duruma geldik. Helal-haram birbirine karıştırıldıktan sonra, Allah’ın emrettiği birliği, İslam kardeşliğini kaybettik. Mezheplere, meşreplere, ırklara, coğrafyalara mensubiyeti, İslam’a mensubiyetin önüne geçirdik. Kendimiz gibi olmayanları tekfir ettik. Tekfir ettiğimiz kardeşlerimizle savaşmayı cihat zannettik. Bütün bunlar, Allah’ın lütfunun, rahmetinin, ümmetin üzerinden alınmasına sebep oldu.
Emperyalist ve materyalist Batı her geçen gün çöküyor. Çöktükçe etrafına sadistçe daha çok zarar vermenin hırsı ile saldırıyor. 1981-1984’de Avrupa’da bulunduğum bir dönemde Rabbimin yayınlamayı nasip buyurduğu HİCRET dergisinde yayınlanan “AVRUPADA İSLAM DEVLETİ KURULAMAZ MI?” başlıklı bir yazımda şöyle demiştim;
“Özellikle bugün memleketlerinde yaşadığımız Avrupalılar manen çökmüş, her tarafta Yahudi’nin, ahlaksızlık kasırgalarının etkisi altında gün be gün yokluğa ve umutsuzluğa sürükleniyor. Anneler çocuk sevgisini kaybetmiş, ailede karşılıklı sadakat bağları çözülmüş, ana-baba yalnızlığa itilmiştir. Avrupa’da içki tüketimi süratle artarken, hastaneler, hapishaneler, akıl hastaneleri, alkolün geride bıraktığı deliler, hastalar, sakatlar ve suçlularla dolup taşıyor. Sadece Almanya’da 2 milyon alkolik insanın bulunması ibret vericidir. Yine Avrupa’da gayri meşru çocuk sayısı hızla artıyor. Cinsi sapıklık adeta meşru kabul edilir duruma gelmiştir. Bütün bu menfi ve ahlak dışı gidişe, Avrupalının manen bağlı olduğu Hristiyan kiliseleri ise hiçbir çözüm getirememektedir. Hala, tahrif edilmiş İncil’i istismar etmenin ötesinde doğru yola götürücü hiçbir ciddi adım atamıyorlar. Kiliseler adeta boşalmıştır. Hatta bazı kiliseler hiç kimse gelmediği için kapatılmak zorunda kalınıyor. Kilise sadece resmi merasimlerde boy gösteren politikacının istismar vasıtası haline gelmiştir. Arka perde de Yahudi bütün gücü ile kiliseyi kontrol etmeye çalışmaktadır. Yeni yeni tahrif edilmiş İncil’ler piyasaya sürülerek, her köşe başında Yehova Şahitleri denen Yahudi teşkilatının paralı askerlerinin eline tutuşturduğu broşürler halkı yeni sapıklıklara doğru sürüklemektedir.”
“Ey Hıristiyanlar en son cenazenizi Müslümanlar gömecek.’’ (Der spigel 1980’li yıllar). O yıllarda Bizimle de bir röportaj yapan Der spigel’in kapak başlığı böyle yayınlanmıştı.
İşte böyle bir ortamda, tek sağlam ipe yapışanlar kimlerdir? İslam davasının yolcuları gerçek Müslümanlar. Bugün Avrupalılar Müslümanlardan ve İslam’dan korkuyorlar.
Yüzyıllar önce atlarla, hatta yürüyerek Viyana önlerine kadar gelen Müslümanlar, Avrupa’yı İslam’ın emrine sokamadılar ama, onların torunları belki de bugün bu fırsatı yakalamışlardır. Avrupalı’nın kendi arzusu ve kendi daveti ile gelip,buralara yerleşerek, 60 yıldır Avrupa’ya yavaş yavaş damgalarını vurmaya başlamışlardır. 60 senedir yapılan modern binalarda, kurulan fabrikalarda, üretilen makinalarda, yer altında, yer üstünde Müslümanların, kimsenin silemeyeceği, gasp edemeyeceği haklarının ve alın terlerinin damgası vardır. Getirmek belki kolaydı. Fakat Müslümanları kendi istedikleri şekilde göndermek pek kolay olmayacaktır. Müslümanlar ancak yeni yeni toparlanmaya başlamış ve Avrupa’da İslami bir alt yapı teşekkül ettirmektedirler.
Artık gazeteler; televizyonlar istemeseler de İslam’dan bahsetmek zorundadırlar. Avrupa insanından bazı akıllı düşünce sahibi olanlar İslam’a ilgisiz kalamamış ve İslam’ı tetkike başlamışlardır. Yıllar önce, rahmetlik olmadan önce Paris’te Prof.Muhammed Hamidullah beyle görüşürken Fransa’da her gün 5-10 Fransız ‘ın İslam’ı seçtiğini belirtmişti. Halen sadece Fransa’da 7 milyon Müslüman’ın yaşadığını duymak gerçekten heyecan verici. Ya İngiltere, Almanya, Hollanda, Avusturya, Belçika hatta İspanya’daki İslam saflarına geçen Avrupalıları düşünürsek, yer yer Avrupa Birliği yöneticilerinin ve medyasının İslam’a karşı ahlaksız ve cüretkar tavırlarının, Müslümanları Avrupa’dan kovma telaşlarının sebebinin sadece ekonomik olmadığını anlarız.
Ne var ki korkunun ecele faydası yoktur. Eğer Rabbimiz Avrupa’da İslami inkılabı takdir etmişse hiçbir beşeri güç bunu önleyemez. 1976’da gittiğimiz Rusya’da o korkunç baskı içerisinde bile Müslümanların hızla dinlerine sahip çıktığına, 2015’li yıllarda gittiğimiz Moskova’da ise pek çok caminin açıldığına şahit olmuşuzdur. Komünizm zulmü bile İslam’ın nurunu söndürmeye gücü yetmemiştir.
Bin bir eziyete katlanıp Avrupa ortalarına kadar gelerek ,birçok savaştan sonra geri dönmek zorunda kalan ceddimizin torunları olarak Cenab-ı Hak bizlere Avrupa’da oturmayı, çalışmayı ve İslam’a hizmet etmeyi nasip buyurmuş. Bugün Avrupa İslam’a uyanıyor.
İslami hizmetler içinde olan kardeşler, bu anlayışla hizmetlerine çeki düzen vermelidirler. Azmin elinden hiçbir şey kurtulamaz. Biz bu yolda azimle yürüyelim. Allah (c.c)’da mutlaka bize yardım elini uzatacaktır. Gayemiz zulümle, kaba kuvvetle insanları batıl ve sapık yollara sürüklemek değildir. Gayemiz insanları huzura, mutluluğa, kardeşliğe, adalete çağrıdır. İslam’ın tebliğini yapmaktır. Bu güzellikleri evvela nefsimizde sindirir, sonra da Avrupalı’ya gösterebilirsek işte tebliğimizi yapmış olacağız.
Gönüller fethedildikçe İslâm güneşi Avrupa semalarında yükselecek pırıl pırıl ışıklarını saçaçak ve işte o zaman İslâm Devleti ve nizamının kurulduğu yepyeni bir çağ başlayacaktır.




